Burdasınız : Ana Sayfa / Haberler/ Köşe Yazarları
Oruçlarını Satan Çocuk

- Bir çocuk vardı, 4-5 yaşlarında, adı Hasan. Babası, işi gereği, geç saatlere kadar çalışmak zorunda olduğu için onunla dedesi ilgileniyordu. Hasan dedesini çok severdi; dedesi de onu. Dedesinin hareketlerini taklit eder, onun gibi yürür, "büyüdüğüm zaman ben de dedem gibi olacağım" derdi Hasan. Dedesi namaz kılarken boynuna sarılır, onunla birlikte secdeye inerdi. Annesi: "Oğlum, dedeni üzme, bırak namazını rahat kılsın" derdi; ama o aldırmaz, "ben de namaz kılıyorum" derdi.
Dedesi Hasan'ı göğsüne oturtur, namaz surelerini ezberletir, bazen de "Rabbin kim? Kimin ümmetisin? ..." diye sorular sorardı. Ramazan günleri bir başkaydı. Sahura kalkmak, uykusunu yenmek güç olsa da "beni kaldırmayı unutma dede, ben de oruç tutacağım, yoksa küserim" derdi Hasan. Annesi, "babacığım bunun bir karış boyuyla oruç falan tutacağı yok, boşuna kaldırıp uykusunu bölme" derdi. Hasan: "Ben oruç tutacak kadar büyüdüm, değil mi dede?" der; dedesine tasdik ettirir, işi sağlama alırdı.
Dede sözünde durur, Hasan'ı öpücüklerle uyandırır, "haydi tosunum, sahur vaktidir" derdi. Çocuk bu, uyku sersemi, davul sesleri arasında ne yediğini unutur; daha öğle ezanı okunmadan acıkırdı. Orucun ancak akşam ezanı okunduktan sonra bozulduğunu bilirdi; ama akşamı bekleyecek sabrı kalmazdı. Öğle ezanı okunurken dedesini bulur; "ben bu ezanda orucumu bozsam olur mu; Allah kabul eder mi? " diye sorardı. Dede, torununa kıyar mı hiç: "Kabuldür tosunum, bozabilirsin" derdi.
Büyükleri taklit etmenin ötesinde, Hasan'ı oruç tutmaya özendiren bir şey daha vardı: Orucunu satmak. Bu geleneği de, oruca özendirmek için, dedesi başlatmıştı. Hasan o gün tuttuğu orucu açık artırmaya çıkarır, en fazla para verene satardı. Hemen her defasında en fazla parayı dedesi verir; o günkü orucu satın alırdı. Hasan, parayı cebe indirdikten sonra, oruç satmanın iyi bir şey olup olmadığı konusunda tereddüt eder; dedesine sorardı: "Orucumu sattım diye melekler sevap yazmaz mı?" Dedesi onu kucağına alır, başını okşar, yanağından öper, sorusuna soru ile karşılık verirdi:
"Söyle bakayım, tosunum, sen kimin için oruç tutuyor, namaz kılıyorsun?"
"Allah için tabi..." derdi Hasan.
"O zaman için rahat olsun. Allah, meleklerine şöyle emir verir: "Dedesiyle birlikte benim için namaz kılan ve oruç tutan şu küçük Hasan kuluma bol sevap yazın, onu cennetime koyayım."
"Dedesini de..."
"Evet, inşallah, dedesini de..."
Hasan, babasıyla ve dedesiyle birlikte, teravih namazlarına gitmeyi de seviyordu. Evdeki gibi dedesiyle birlikte namaz kılmak istiyor; ancak yaşlılar onu arka sıralara gönderiyorlardı. Çocuklarla birlikte arka sıralarda namaz kılmak Hasan'ın hoşuna gitmiyordu. Bazı çocuklar, namazda birbirini güldürüyor, konuşuyor, gürültü yapıyorlardı. Arka sıralara yakın namaz kılan yaşlıların içinden çocuklara kızanlar oluyordu. Bir keresinde, yaşlı bir dede iyice kızmış, gürültü yapan çocukları camiden dışarı çıkarmıştı. Camiden çıkarılan çocukların arasında Hasan da vardı. Hâlbuki o gürültü yapmamıştı. Haksız yere onu camiden atan yaşlı adama çok kızmıştı. Dedesi, namaz arasında Hasan'ı göremeyince merak etmiş; dışarı çıkmış, onu kapı önünde ağlarken bulmuştu.
* * *
"Çocuğu Olan Onunla Çocuklaşsın"
Efendimiz, bir hadisinde: "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" buyuruyor. Burada çocuklaşmaktan kasıt, çocuğun seviyesine inerek onun anlayacağı basit bir dil kullanmaktır. Bunun çocuk psikolojisindeki karşılığı empatidir. Efendimiz, çocuğun sorusuna cevap verirken, ona bir şey anlatırken veya onu dinlerken seviyesine inmemizi tavsiye etmektedir. Hadise başka anlam verenler olabilir. Bir eğitimci, bu hadisten, "çocuklarınıza zaman ayırın, onunla oyun oynayın" şeklinde bir anlam çıkarabilir ki; bu da doğrudur.
Oyun ve taklit, çocuğun en etkili öğrenme araçlarındandır. Çocuk, büyüklerin davranışlarını taklit ederek, kimi zaman bunları oyunda sahneye koyarak yeni beceriler kazanır. Oyun çocuğun en ciddi işidir. Kuralsız oyun yoktur. Grup oyunlarında ayrıca işbirliği ve yardımlaşma vardır. Çocuk oyun vasıtasıyla kurallara uymayı, işbirliğini, yardımlaşmayı, başkalarının duygularını önemsemeyi, arkadaşlarıyla iyi geçinmeyi öğrenir.
Çocuk, ibadet eden aile büyüklerini taklit ederken, olayın bilincinde değildir. İbadeti de oyun gibi algılar. Onun içindir ki, oyun çocuğunun ibadetinde ciddiyet aranmaz. İbadetin gereklerine uyması beklenemez. Namaz kılan babasını veya annesini taklit ederken canı sıkılır, dolaşmaya çıkar, namaz kılanın önünden geçer, eğilip yüzüne bakar, sırtına çıkar, boynuna sarılır. Bu davranışlarından dolayı çocuk eleştirilmez, tebessümle karşılanır.
Oruç için de durum aynıdır. Ramazan günlerinin diğer günlerden farklı olduğunu gören bir çocuk, değişikliklerin sebebini merak eder. Neden namaz kıldığımızı sorduğu gibi, neden oruç tuttuğumuzu, neden gecenin yarısında sahura kalktığımızı sorabilir. "Ben de sahura kalkacağım, ben de oruç tutacağım" diyebilir. Ancak, gün boyu aç ve susuz kalmanın o kadar da kolay olmadığını yaşayarak fark eder. Size çok acıktığını veya çok susadığını söyleyebilir. Böyle durumlarda "Allah bu saate kadar tuttuğun orucu kabul eder" diye teselli etmeli, yiyip içmesine izin vermelidir. Çocukluğumdan hatırlıyorum, çocuklar için öğleye kadar tutulan "tekne orucu" dedikleri bir uygulama vardı. Oruçlarımızı, aile büyüklerine, açık artırma ile satardık.
Teravihler de çocukların dikkatini çeken bir ramazan ibadetidir. Yine çocukluğumdan hatırlıyorum. Anne ve babalarımızla teravihe gider, arkadaşlarla buluşur, namazda birbirimizi güldürmek için şaklabanlıklar yapar, büyüklerden azar işitirdik. Bazen sert mizaçlı bir ihtiyar kulağımızdan tutar, bizi dışarı atardı. O ihtiyarı hiç sevmezdik. Camiye küsen aydınlarımızın çocukluk hatıraları arasında çoğu zaman camiden atan sert mizaçlı bir yaşlı vardır. - Ekleyen : Ali ÇANKIRILI
- Etiketler : oruc pedegog cocuk-ve-oruc
- Bu Haberi Google da Arat
Yazarın Diğer Yazıları
Flash Player Versiyonunuzu Yükseltmeniz Gerekmektedir.
Lütfen Buraya Tiklayarak Son Sürümü indiriniz.
Lütfen Buraya Tiklayarak Son Sürümü indiriniz.



























