Küçük Şeyleri Değerlendirdik

Ana Sayfa / Arşiv / Küçük Şeyleri Değerlendirdik

Bolca hindi genel koordinatörü Şerafettin Erbayram gerçekleştirdiği röportajda sektörün dününü bugününü ve geleceğini anlattı.

Bolca hindi genel koordinatörü Şerafettin Erbayram gerçekleştirdiği röportajda sektörün dününü bugününü ve geleceğini anlattı.
2009 yılı itibari ile sektörde lider konumuna yükseldiklerini söyleyen Erbayram; "Şu anda sektörün % 30'nu biz üretiyoruz.7000 tonlardan 11.000 tona çıktık. Emin adımlarla hedeflediğimiz doğrultuda ilerliyoruz. Banvit'te, Pınar da şu an 5000 tona düştüler. Biz çok küçük şeyleri değerlendirerek bugünlere geldik."şeklinde konuştu.

Sayın Erbayram Bolu'nun en tanınmış ve en tecrübeli işadamlarından biri olarak firmanızı hindi eti sektörünün en etkili şirketlerinden biri haline getirdiniz. Başarının sırrını açıklar mısınız?
Biz bu işe ilk girdiğimizde Türkiye'nin yıllık hindi eti tüketiminin 5000 ile 10.000 ton arasında değiştiğini ve tüketiminde akşamdan sabaha yapılan bir iş olmadığını bilerek girdik. O dönemde bizimle birlikte sektörde tam 12 firma vardı. Şu anda ise 4 firmaya indik. O dönemde bizden büyük olan firmalar bu gerçeği göz ardı ederek yıllık 30.000,20.000 tüketim eğrisiyle girdiler piyasaya... Yani ihtiyari olarak olaya girenler bu işin sahibi olmadılar. Olamazdılardı da zaten. Çünkü bu tamamen kendi içersinde bir sektör. Bizim başarımız özellikle kadromuzun buna alışkın olmasından kaynaklanıyor. Kanatlı konusunda işletmemiz 30 senedir tecrübeli bu işte. Biz hırslı bir yürüyüş tarzı yerine emin bir yürüyüş tarzını benimsedik. Türkiye üretimi 12 firmadan 4 firmaya,50.000 tonlardan da 30.000 tona indi. Bunun içersinde biz her sene yükseliyoruz. Diğerleri geri çekiliyor, Şu anda sektörün % 30'nu biz üretiyoruz.7000 tonlardan 11.000 tona çıktık. Emin adımlarla gitmek istiyoruz. Bizim istikrarımız güven kazandı. Banvit'te, Pınar da şu an 5000 tona düştüler. Biz çok küçük şeyleri değerlendirerek bugünlere geldik. Mesela Murat bey binlerce kişiye kitap gönderiyor. internet sitesine bakıyorsun.100 kişi girmiş hemen 100 kişiye kitap gönderiyor. Bireysel reklamla daha kolay Pazar açılıyor. Tüm Türkiye'den yayın yaptığın vakit televizyondan mesela Hakkâri'ye ulaşamıyorsun ki. Oradaki aşçılar seni tanıma fırsatı bulamıyor. İstanbul, İzmir, Antalya derken buralarda bir odak seçiyorsun ve tanıtım faaliyetlerine girişiyorsun. Marketlerde her hafta tanıtım yapıyorsun. Zamanla bu sistem giderek oturuyor. Sığır et, hindi eti ve beyaz et arasında hindi eti en ekonomik et olma vasfını taşımaktadır. Sağlıklığı da eklenince piyasa şansı oldukça yüksek bir meta haline geliyor. Avrupa ve Amerika kıtası da bunu çok ciddi kullanıyor. Yurtdışında bizim bir danışma büromuz var. Sektörde lider kalmayı şiar edindik, şu anda lideriz.
Ürünleriniz yurtdışına İhraç ediliyor değil mi?
Türkiye, ırak dışında doğru düzgün ihraç yapan bir ülke değil, Avrupa birliği henüz Türkiye'ye çiğ et ithal müsaadesi de vermedi.
Konserve yaparak gönderme şansınız yok mu?
Avrupa birliği "pişmiş ete müsaade ederim"türünde yayın yaptı. Arkasından bir iki tane göndermeye kalktılar. Ama "Bir AB ülkesinden çiğ et alıp işlerseniz ve onu geri gönderirseniz buna izin veririz" dediler. Yani Macaristan'dan hindi eti alacam ben. Onu burada işleyip göndereceğim. Aslında bir yerde makulde olabilir... Irak şu anda Türkiye deki pişmiş etin kalitesini kabul etti. Fiyat farkı veriyor. Rusya verir mi vermez mi bilmiyoruz. Avrupa ülkeleri ton başına 400 Euro süspansiyon veriyor, Amerika kıtası 600-800 dolar veriyor. Türkiye ise 25 dolar veriyor. Dolayısıyla ihracat yalnızca bizim kendi çabamızla olacak kolay bir iş değil. Ayrıca Amerika kıtasına göre hammadde olarak bazı handikaplarımızda oluyor. Dolayısı ile biz iç piyasanın protein ihtiyacı ile de bizim görevimizi gördüğümüzü düşünüyorum. Eğer bugün kanatlı et olmasa toplum, hayvansal protein ihtiyacını karşılamakta çok zorlanır.
AB ülkelerine yatırım yapmayı ve orada et üretip oradan buraya getirip işlemeyi hiç düşünmediniz mi?
Şimdi Ekonominin kendi kuralları var. Düşünebiliyor musunuz şimdi Bulgaristan'a gidelim. Ve oradaki insanlara hindiciliği anlatalım kümesler yaptıralım, o çok kolay olan bir iş değil, köysel hayata doğru üretim ihtiyacı olan bir konuyu alıp buradan yurt dışına taşımak kolay bir iş değil. Mesela Dünyada hindi tüketimi fert başı ortalama 10 kilo, ABD'de biraz daha yüksek, İsrail de 25 kiloya kadar çıktığı oldu. Türkiye'de ise yarım kilo. Yani Türkiye'de ki pazarda en az ihracat yapmak kadar önemli bir konumda. Bolu bölgesinde sözleşmeli üretim yapıyoruz.130 aile ile çalışıyoruz. Bu sene belki birkaç aile daha gelebilir. Türkiye'de bazı makineleri henüz kullanılmayan yeni modern bir kesimhanemiz var. Bu bizim en büyük güvencemiz. Çünkü teknoloji kadar bilimde durmuyor. Yeni tesisimizi o biçimde kurduk. Kapasitemiz çok yüksek. Her yıl büyüye büyüye tesisimiz 30.000 ton üretim yapmaya müsait bir konumda... Şu anda ise 11.000 ton üretiyoruz. O yüzden şu durumda yatırım yapmaya da gerek görmüyoruz. Bolu'da şöyle bir beklenti var ve ben o beklentide kendimi görevli hissediyorum.70'li yıllarda arkadaşım Tevfik Türesin 250 civciv sattı tavukçuluğa başladı. Bir ömür bu. Benim eğitimim yurt dışı çıkışlı. Bolu da bu sektörü başka pencereden bakmayı arzu ediyorum. Her gün "şu şu var" diye tenkit etmek yerine "ne yapabilirimin" penceresini açmamız lazım. Her şeyi tavuk gübresine ve tavuk kümesine bağlayan bir düşünceden "ne yapabiliriz".Varsa "bir konu nasıl çözebiliriz "oraya gitmemiz lazım. Sektörün Bolu'daki yıllık hacmi 1 milyar dolar.Bu para Kıbrıscık dağlarından,Seben dağlarından,Göynük dağlarından yuvalana yuvalana kent merkezine geliyor ve 3-4 defa el değiştiriyor.Bu para bizim ekonomimiz içersinde kalıyor.5 yıldızlı bir otel olsa bu kapitali alan arkadaş haliyle alır bunu Ankara'da bir yatırım daha kurar.Ama burada öyle bir şey yok.Tamamen şehrin içinde kalıyor.Kıbrıscık ilçesine gidiyorsun,bakıyorsun evlerde çamaşır makinesi var bulaşık makinesi var.Nerden oluyor bu ...oradaki 40 tane 50 tane kümesten gelen getiriyle oluyor.Onun için "ben yaptım oldu" mantığı yerine alternatif sahalar açmamız lazım diye düşünüyorum.Kıbrıscık ilçesinin, Seben'in bazı köy yolları var onların etrafına bakıldığında sanki atom bombası atıldığını görürüsünüz.Onların kalkınma hakkı yok mu?oralarda tavukçuluk yapılmaz mı? Sektör kendini kendini buraya getirdi. Müthiş teşvikler alarak buralara gelmedi. Tarımsal yapılaşma birçok ülkede tarımsal alan olarak çok sert tenkit edilmez. Yani kuru tarla olmak yetmiyor. Çatı altı bir tarımsal üretim olması lazım. Yani bugün siz tavukçuluk yapıyorsanız bunun kesimhanesinin olması lazım. Tarla ziraatı istiyorsanız 12 ay çalışacak iş gücü potansiyeli lazım. Bizde "yavaş yavaş hayvancılığı bir kenara itelim biz tarlada kalalım "düşüncesi hâkim olmaya başladı. Bu olmaz bolunun zaten kaç dönüm arazisi var.10 dönem tarlayla bu çiftçinin karnı doymaz. Ama çiftçi çatı altı tarımına girerse tüm dünyada uygulanan bir sisteme geçmiş olur. Güney de olduğu gibi mesela Seralar. Kümesçiliği ret etmek yerine kümesçiliği nasıl düzeltebilir izi gündeme getirmek lazım. Ve bolunun nerelerinde ne açarız dememiz lazım. Tarımsal amaçlı zirai yapılaşma bence tarım toprağını kaybetti anlamına gelmez. Ama bütün bolunun ovasını villa yaparsak tarım alanlarını kaybetmiş diye görürürüm. Çünkü bu iş başka o iş başka...
Benim bildiğim kadarıyla kırmızı et yetiştiriciliği için Tarım bakanlığının ve ziraat bankasının çok ciddi kredi imkânları var. Bolu'da 1 milyar dolarlık bir piyasanın olduğu bir pazarda devlet sizlere herhangi bir teşvik vermiyor mu?
Devlet veriyor ama incelerseniz teşvik tedbirlerinde 1.bölge,2.bölge, 3.bölge ve 4.bölge olayını görürsünüz. Düzce arada kaldı 1.bölge çukuruna düştü. Bununla birlikte düzce çok ciddi teşvik aldı.1.bölge ile 4.bölge arasında müthiş bir uçurum var. Yani 4.bölgede mesela 250 hayvana veriliyorsa teşvik 1.bölgede 1000 hayvana veriliyor.4.bölgeye diyor ki 4 sene teşvik veririm 1.bölgeye 2 sene teşvik veririm. Bolu bildiğiniz gibi İstanbul gibi kentlerle aynı bölüm içersinde yer alıyor. Ama bizi kimse şöyle sorgulamıyor. Buranın %50'si orman, kışları var, bitki ekme potansiyeli zayıf. Burasını bu unsurları ile değerlendirip ona göre ayrı bir değerlendirilemeye tabi tutmak lazımdı. Mesela Kastamonu gibi. Bunları oturup konuşmak lazım.Ben kamunun bu tür konulara ilgisinin daha da azaldığını üzülerek görüyorum.Eskiden bir patates toplantısı yapardık.Vilayet,milletvekilleri gelirlerdi.Şimdi bunları bıraktık başka şeyler yapıyoruz.
Herkes kendi kaderini tayin etmeye çalışırcasına bir içe kapanma süreci yaşıyor sanki...
İnsanlar bir şeyler görürlerse bir şeyler yapmak istiyorlar. Özellikle de bir komşusunun yaptığını yapmaya kalkıyorlar. O da sonuç vermiyor. Komşusu illa doğru yapmış olmuyor ki... Neticede Bolu'nun zengin ve birinci il tanımında olması kanımca doğru bir tespit değil. Özellikle de bizim bir yapımız var. Bizler bolu dediğimiz vakit her şeyi merkez ilçe olarak algılıyoruz. Gittiğiniz vakit ne görüyorsunuz Mengen'de işte Gerede'nin hali ortada... Bomboş duruyor araziler. Oralarda birinci bölge kapsamında ama insanlar gidip oraya yatırım yapamıyor. Çünkü gerek devletin verdiği imkânlar gerekse de iklim şartları o yatırımcıyı orada bir çalışma yapmaya yönlendiremiyor. Kanatlı sektörde birinci il olduk. Bugün Kastamonu böyle olsa inanın bayram eder. Türkiye'nin % 30'nu üretse Kastamonu bayram eder. Biz şu anda o hale geldik bunun önünü açalım. Tarımsal amaçlı yapılaşmayı "tarım alanı kaybedilebilir" olarak algılamayalım çünkü bütün ülkelerde arazisi dar olan yerlerde soğuk iklimlerde "çatı altı" dediğimiz hayvancılık başlamıştır.


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış, Aşağıdaki formu kullanarak yorum yapabilirsiniz.

captchaPic
ULAŞIM
Adresimiz: BOLU
ETİKETLER
SOSYAL MEDYA
BoluHosting  BayReklam
Page generated in 0.0634200572968 seconds