En Büyük Engel 12 Eylül Anayasası

Ana Sayfa / Arşiv / En Büyük Engel 12 Eylül Anayasası

Abant Platformunun ''Vesayet ve Demokrasi'' başlıklı toplantısı Pazar günü sona erdi. Üç gün süren toplantı da üç oturumla birlikte siyasi partilerin geçmişi

Abant Platformunun ''Vesayet ve Demokrasi'' başlıklı toplantısı Pazar günü sona erdi. Üç gün süren toplantı da üç oturumla birlikte siyasi partilerin geçmişi, geleceği ve hukuki çerçevesi tartışıldı. Siyasi parti temsilcileri, akademisyenler ve entelektüellerin geniş katılımı ile yapılan Abant Platformu'nda, siyasi partiler demokrasisi de masaya yatırıldı. Toplantının sonunda, darbeler ve demokrasiye yapılan askeri müdahalelerin, Türkiye'nin siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmesine büyük zararlar verdiği açıklaması yapıldı. Açıklamada, "Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engelin toplumsal uzlaşmaya dayanmayan 12 Eylül Anayasası olduğu belirtilirken, en kısa zamanda mümkün olan en geniş toplumsal uzlaşmayla yeni bir anayasa yapılması, demokrasi standartlarının yükseltilmesi ve Avrupa Birliği perspektifinin takip edilmesi gerektiğine" yer verildi.

Toplantının Cumartesi günü gerçekleştirilen bölümünde konuşan Demokrat Parti eski Genel Başkanı Süleyman Soylu, Türkiye'nin vesayet sisteminden kurtulmasının en büyük ayaklarından bir tanesinin de yepyeni bir anayasaya kavuşması olduğunu söyledi.
22. Abant Platformuna katılan Soylu, vesayet sisteminin demokrasiyi sınırlandırdığını iddia ederek, ''Türkiye'nin ayağını bu ayakkabı sıkmaktadır'' dedi. Soylu, Türkiye'nin büyük, güçlü ve modern bir ülke olmak için modernleşmenin gereklerini yerine getirmek zorunda olduğunu söyleyerek, "Türkiye bu vesayet sisteminden de kurtulmalıdır. Türkiye'nin bu vesayet sisteminden kurtulmasının en büyük ayaklarından bir tanesi de Türkiye'nin yepyeni bir anayasaya kavuşmasıdır'' diye konuştu. Türkiye'nin iç ve dış politika sorunlarını her dönemde yaşayacağını belirten Soylu, ''Onun için etrafımızda yaşadığımız terörle ilgili, işsizlikle alakalı yaşadığımız sorunlar elbette ki Türkiye'de her dönem olacaktır. Önemli olan bunları iyi yönetebilmektir. Türkiye bu yaşadığı zor günleri de atlatacak'' şeklinde konuştu. Abant Platformu'nun bu yılki toplantısının ikinci gününde gerçekleştirilen son oturumda ''Gündelik Hayatta Siyasal ve Toplumsal Sorunlar Karşısında Vesayet'' konusu tartışıldı. Oturum Başkanlığını gazeteci Orhan Miroğlu'nun yaptığı toplantıda ''başörtüsü'' konusunda değerlendirmelerde bulunan Yazar Yıldız Ramazanoğlu, bu konunun hala ülkenin en önemli sorunlarından birisi olduğunu söyledi.
''Türkiye'de başörtüsü sorununu en fazla kadın yazarların gündeme getirdiği yönünde bir söylem var'' diyen Ramazanoğlu, ancak son bir yılda yazdığı yazılara baktığı zaman başörtüsü ile ilgili iki yazı bulabildiğine dikkati çekti. Yazar Orhan Kemal Cengiz de Türkiye'de ''iç düşman'' algısının dönem dönem değiştiğini söyleyerek, ''Kimi zaman komünistler, kimi zaman İslamcılar, kimi zaman Kürtler... Ama değişmeyen bir iç düşman var o da azınlıklardır. Ellerinde hiç bir şey kalmamış hala sayıları bitme noktasına gelmiş ama hala en büyük tehlike olarak gösteriliyorlar'' dedi. Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Necdet Subaşı da ''Alevilik''le ilgili değerlendirmelerde bulundu. Subaşı, şunları kaydetti: ''Alevilerin temel sorunu, dışlanmışlık ve kimliklerinin bastırılmış olmasıdır. Devletle Aleviler, Alevilerle Sünniler ve bir de Alevilerle Aleviler arasında sorun var. Bazı dönemlerde Aleviler Türkiye'de en çok güvenlik sorunu olarak algılandı. Ancak, 28 Şubat gibi dönemlerde ise arka bahçe olarak görüldü.''

"Savaş işleri askere bırakılamayacak kadar ciddi işlerdir "

Abant Platformu'nun, ''Demokrasi ve Dış Güvenlik'' konularının tartışıldığı üçüncü oturumunda ''Dış Güvenlik Reformu'' konusunda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mümtazer Türköne konuştu. Türköne Türkiye'nin, sorununun askerin siyaset üzerindeki vesayetinin yanında ülke güvenliğini sağlamada gereken reformlara direnmesi olduğunu belirterek, ''Askeri vesayet istemiyorsanız, askeri vesayet altına almak zorundasınız'' dedi.
Savaş işlerinin askere bırakılamayacak kadar ciddi işler olduğunu ifade eden Türköne, askeri konuları sivillerin askerler kadar iyi bilmesi gerektiğini söyledi. Batıya göre Türkiye'de askeri konuları bilen insan sayısının çok az olduğunu belirten Türköne, askeri konuları iyi bilmeden askeri vesayet altına almanın çok zor olduğunu kaydetti. Orduların savaşmak için değil "caydırıcı güç'' olarak kurulup beslendiğine dikkati çeken Türköne, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Askeri literatürlerde bir kavram vardır. En iyi general, savaşmadan zafere ulaşan komutandır. Bizde karşı çıkılıyor, aslında askerlerin temel görevi tören yapmaktır. Askeri vesayet denilen sorun aslında bir bürokrasi sorunudur. Parkinson hastalığına adını veren Parkinson'un Amerikan deniz kuvvetlerini anlatan bir kitabı var. Orada ironi ile tespitler yapar. En güçlü bürokrasinin olduğu yerlerin askerlik olduğunu söyler. Bunun için askerin reform yapamayacağını ve bunun mutlaka siyasi otoritenin yapması gerektiğini dile getirir. Bizde askerin en önemli görevi nöbet tutmaktır. Bir nöbet yerine 5 askere ihtiyaç var. Güneydoğu'da nöbet tutturuyoruz. Ama keklik gibi avlıyorlar. Batıda nöbet diye bir şey yok, onun yerine kamera sistemi var.'' Türköne, savaşların kazanılmasında artık askerin değil, bilginin öne çıktığını, asker sayısının çokluğunun cephede bir şey kazandırmadığını, bunun için çok ciddi reforma ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Türkiye'nin sorununun askerin siyaset üzerindeki vesayetinin yanında ülke güvenliğini sağlamada gereken reformlara direnmesi olduğunu kaydeden Türköne, ''Askeri vesayet istemiyorsanız, askeri vesayet altına almak zorundasınız'' dedi. Türköne, Türkiye'nin dış politika reformunu yeniden yaparak, orduyu buna göre tanzim edebilmek için güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, dünyanın hiçbir ordusunun reformu kendisinin istemediğini kaydetti.

"Hesap sormamak, korkmak orduya kötülük yapmaktır"

Taraf gazetesi Ankara temsilcisi Lale Kemal ise ''Silahlı Gücün Demokratik Denetimi'' konusunda yaptığı konuşmada, başarısızlıklarda hesap sormamanın orduya kötülük etmek olduğunu söyledi. Türkiye'de siyasi iradenin hesap soramadığını ileri süren Kemal, yasal değişimlerin yapıldığını ancak zihinsel değişimin gerçekleştirilemediğini kaydetti.
''Ben bunu içselleştirilmiş korkuya bağlıyorum'' diyen Kemal, Ahmet İnsel'in bunu peygamber ocağı kutsaması ve Kurtuluş Savaşı psikolojisinin mobilize edilmesine bağladığını ve kendisinin de bu düşünceye katıldığını ifade etti. Kemal, askerin ülkenin sahibi olarak yetiştirilmesi yerine, yurt savunması ile görevli yetiştirilmesi gerektiğini söyledi. Lale Kemal geçtiğimiz günlerde, Güney Kore'de yanlış yapan 25 komutanın ordudan uzaklaştırıldığını hatırlatarak''Güney Kore ordusu zaafa mı uğradı, tam tersine güven sağlamış oldular. Hesap sormamak, korkmak orduya kötülük yapmaktır. Terörle mücadelede zafiyet gösterenlerin Yüksek Askeri Şura toplantısında terfi ettirilmemesi gerekir'' dedi. Kemal Türkiye'de eğitim harcamalarının öne geçtiği söylemlerine karşı, askeri harcamaların hala eğitim harcamalarının üzerinde olduğunu da kaydetti.

''Türkiye'de askeri harcamaların rakamı net değil"

Bahçeşehir Üniversitesi İşletme Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. Eser Karakaş da ''Ordunun ekonomik Denetimi'' konusunda yaptığı konuşmada, Türkiye'de askeri vesayet kavramlarının, 2002 sonundan itibaren değişmeye başladığını söyledi. Önümüzdeki yıllarda bu sorununun yoluna gireceğini ifade eden Karakaş, Türkiye'de sivillerin savunma konularını da bilmediğini ifade etti. Her bilgi asimetrisinin, vesayetin ana kaynağı olduğunu belirten Karakaş, bu konunun doktor için de askerlik içinde geçerli olduğunu kaydetti. Karakaş, Ordunun mali denetiminin sayıştay tarafından yapıldığına dikkati çekerek, ''Türkiye'de askeri harcamaların rakamı net değil. Boyutu belli olmayan harcamanın denetimi de yapılamaz'' dedi.

 


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış, Aşağıdaki formu kullanarak yorum yapabilirsiniz.

captchaPic
ULAŞIM
Adresimiz: BOLU
ETİKETLER
SOSYAL MEDYA
BoluHosting  BayReklam
Page generated in 0.05437707901 seconds